• Abdullah Duman

Gıda ve Tarım’ın Geleceği Distopik mi?


Son yıllarda gıda ve tarımda büyük gelişmeler yaşanıyor; insan nüfusunun ve çevre sorunlarının hızla artışı devam ederken tarım ve gıda üzerine düşünmemek, deyim yerindeyse icatlar çıkarmamak elde değil. İnsan nüfusunun 2050'de 9.7 milyara ulaşacağını ve %70'inin büyük şehirlerde yaşayacağına birçok yerde denk gelmişizdir ki yaşadığımız hayata bakarak da bunu tahmin etmek hiç de zor değil maalesef. En önemli problemlerimizden biri de tüketmeyi bilmememiz çünkü yeterince üretim yapıyor ancak bu üretimin (çabalarımızın, emeklerimizin) yarısını yok ediyoruz. Tabi bu çok aşamalı bir kayıp oluyor, hepimizin bir şekilde katkısı olduğuna şüphemiz olmasın. Birleşmiş Milletler ve yine BM Tarım ve Gıda örgütü FAO’nun araştırmalarına göre yıllık üretilen 4.5 ton gıdanın 1.3 milyar tonu gıda kaybı veya atığı olarak hesaplanmıştır, üstelik bu gıda atıklarının doğaya öylece karışmayıp yaklaşık 3.3 milyar ton CO2 salınımına sebep olduğu hesaplanmıştır. Durum böyle giderse kayıp ve atıkların 2030 yılında 2.1 milyar tona yaklaşacağı ve bunun ekonomik kaybının ise 1.5 milyar dolar civarında olacağını öngörüyorlar. Öncelikle üretim aşamasında yetersiz kontrolden ve yanlış tarım çalışmalarından dolayı bir kısım gıda zayi oluyor, onun dışında tedarik aşamasında özellikle ülkemizdeki sayısız aracı durumu düşünürsek ortalamaya göre çok daha fazla zayiat potansiyeline sahibiz diyebiliriz. Pazar ile tüketim aşamasında yani hepimize ulaşan noktasında oluşan kayıpların ise haddi hesabı yok. Bunun için pek çok bilimin ve mühendisliğin ortak çalışmalarıyla pek çok çözüm geliştiriliyor. Peki bu çözümler ne ve yeterli mi diye soracak olursak bunun için biyoloji, zirai ve gıda bilimlerinin mühendislik bilimleriyle yaptıkları ortak teknolojik çalışmalara bakmamız gerekir. Üretim aşamasında ekim, yetiştirme ve hasat faaliyetlerini verimli ve gıda kaybı olmadan gerçekleştirmek için insansız araçlar, otonom hasat robotları, çeşitli kameralarla uzaydan uydular veya basit bir dron aracılığıyla bitki ve toprak analizi yapan teknolojiler geliştiriliyor. Yapay zekâ ve nesnelerin interneti (IOT) teknolojileri ile tarım verimini giderek artırmaya çalışırken tedarik aşamalarında da ilgili sensör ve yazılımlarla gıda kaybını en aza indirip gıdaların raf ömrünü tahmin edebiliyoruz. Üstelik nispeten çok yeni ve çoğu insanın haberinin dahi olmadığı; dolayısıyla çoğu bilmeden, rahatlıkla yargılamaktan geri durmuyor, topraksız tarım diye bir teknik uygulanmakta. Ülkemizde bu teknik 1995 yılından beri Akdeniz’de uygulanmaktayken son zamanlarda diğer bölgelerde de yayılıp ticari bir seviyeye gelmeye başlıyor. Topraksız tarımın tam kapalı bir alanda ışık dahil diğer birçok ihtiyacının akıllı teknolojilerle karşılandığı çok katlı sistemlerle yapılan dikey tarım (indoor vertical farming) tekniği ise üretim aşamasından tüketim aşamasına kadar sürdürülebilirliği ön plana çıkarmaktadır. Tam kontrollü üretim ile üretim aşamasında oluşan zayiatı engellemeye çalışırken büyük şehirlerde dar alanda yüksek verimde üretim yaparak tedarik aşamasındaki zayiatı da engellemeye çalışıyor. Yakın gelecekte dikey tarım sistemleri daha çok gelişip yaygınlaştıkça büyük şehirlerdeki evlerimizin içine kadar girebilecektir, bizler de hiçbir gıda kaybına sebebiyet vermeden çiftlikten soframıza gıdamızı üretebileceğiz. Ancak çoğu şey de olduğu gibi toplumun bilinçlenmesi gıda kaybı ve atığı probleminde çok önemli bir yer kapsamakta. Çünkü üretim, tedarik ve pazarlama aşamalarında dahil insan faaliyetlerinden dolayı pek çok ürün zayi olurken bu durum tüketim aşamasında hat safhaya ulaşmaktadır. Dolayısıyla tüketim aşamasının en önemli çözümü olarak tüketicilerin yani bizlerin bilinçlenmesi olacaktır. Örneğin; özellikle taze meyve ve sebzelerden tüketebileceğimiz kadarını almak, tüketim sırasında raf ömrünün uzatılmasını sağlayacak şekilde saklayarak tüm aldıklarımızı gıda atığı oluşmadan tüketmek, gıda atığı oluşacağı durumlarda da bunu gübre veya hayvan maması yapan kurumlarla veya evimizde dahil yapabileceğimiz komposto gübresi alternatifleriyle değerlendirebilir ve böylece doğayı beslemeyi deneyebiliriz. Atık olarak zaten doğaya karışıyor neden bir de bunun için uğraşalım diye demeyin çünkü gıda atıkları sadece emeklerimizin kaybı olarak değil 3 milyar tonun üstünde CO2 salıp sera gazına neden olduğu için de oldukça tehlikeli olmaya başladı. Bunun için öğrenciler ve gençler olarak biz ne yapabiliriz? Öncelikle imkânımız varsa gıda ve tarım teknolojileri üzerine küçük veya büyük çaplı projeler geliştirebilir, samimi olduklarına inandıklarımızı destekleyebiliriz, kendimiz bununla ilgili araştırmalar yapabilir (yukarıda bahsettiğim kavramlar üzerinden araştırma yaparak da başlayabiliriz) bilinçlenip toplumu bilinçlendirmeye yardımcı olabiliriz. En azından sosyal medyada gezinirken bu konudaki farkındalık sayfalarını takip edebilir, çevremizle paylaşıp destekleyebiliriz. Çünkü toplumun bir kısmı durmadan bunun üzerine bir şeyler yapmaya çalışırken bir kısım insanın ise bunlardan haberi dahi olmayabiliyor. Son olarak sürdürülebilir güzel bir gelecek için bir şeyler yaparken hayata, insanlığa, doğaya katkılarda bulunmanın, bunun için çalışmanın tadını çıkarabiliriz, böylelikle sadece yarınlara çalışalım diye söylememiş olalım.