• Abdullah Duman

Astronot Milnesium Tartigrade

Uzun bir yolculuktan başarıyla dönen cesur Astronot Tartigrade, ekolojik nişinde başarılı olduğu gibi bilimsel araştırmalarda da başarılı bir canlı türü olduğunu bir kez daha kanıtlıyordu yıldızının pek barışamadığı insanoğluna. 2007 yılında 10 günlük Dünya atmosferi dışında çıplak dayanıklılıklarının ölçüldüğü FOTON M-3 projelerinden biri olan TARTIS uzay programından henüz dönen Astronot Tartigrade, artık yaşlanmış hissediyor ve şöyle sulak bir alanda emekliye ayrılmayı umuyordu. Filtrelenmemiş güneş radyasyonuna ve uzay vakumuna maruz bırakıldıkları bu zorlu görevden kendi Milnesium Tartigrade türünün %68’i canlılıklarını zar zor koruyabilmiş ki onlar da zamanla ölüyorlardı. “Sanırım uzay bizim için bile pek iyi olmayacak” diye iç geçirerek sapiens çağına sitemle baktı. Büyük dedesinden dinozorlar çağını dinlemiş ve bu gezegende yaklaşık 500 milyon yıl önce Cambrien çağından beri yaşayabilmiş ve zararsız, kendi halinde, hiç de yer kaplamayan küçük bir hayvan türü olduğu için içten içe gururlanıyordu. Oysa sapiens türü, doğaya hiçbir faydası olmadığı gibi ona zarar vermek için adeta birbirleriyle yarışıyor diye düşündü. Birçok şeye tanık olan ataları ve Tartigrade bilginleri bir ara yeni tür homo sapienslerin zararsız olacaklarına dair yanlış bir öngörüde bulunmuşlardı. Pesimistleri bile distopik bir gelecek kurarken insan türünün en azından kendileri kadar küçük canlılarla pek işi olacaklarını düşünmüyorlardı ancak yüzyıllar hızlıca geçiyordu ve bu yeni tür sürekli gelişiyordu. Özellikle son birkaç yüzyılda akıl almaz derecede hiç durmadan gelişiyor, her şeyi inceliyor ve her şeyi merak ediyorlardı. En ilginci ise bu yeni tür kendi yok oluşlarını da merak ediyordu ve zaman zaman ona yaklaşmaktan hiç geri durmuyordu. Ama bir dakika, bir Tartigrade nasıl olur da insanlığın bir sonunun olabileceğini düşünüyordu. Evet, Tartigradların geçmişle uzun bir bağı vardı ve yeni türü doğuşundan beri tanıyorlardı ama yok oluşlarını, muhtemelen geleceği tahmin etmede pek de becerikli olmayan billginlerinden ve belki de bunun doğamız için iyi olacağını düşündüğümüzden beklediğimiz bir şeydir, diye söylendi küçük astronot biraz bencillik yaptığını düşünüp ve az da mahcup hisseden bir edayla. Milyonlarca yıl sonra ilk olarak onları 1773 yılında Alman zoolog Johann August Ephraim Goezze bulmuş ve onlara dış görünüşlerinden dolayı küçük su ayıları ismini vermişti. Her ne kadar bekledikleri kadar iyi bir olay olmasa da çoğu Tartigrade, Goezze’ye milyonlarca yıl sonra onları inceleyen ve belki de değer veren ilk insan olduğu için derin bir bağlılık hissediyordu ancak insanlar gibi onlar da 1777 yılında İtalyan biyolog Lazzaro Spallanzani’nin verdiği Tartigrade ismini daha çok benimsemişlerdi. O günlerden sonra himalayaların tepelerinden okyanusların dibine kadar bütün yaşadıkları yerler deşifre ediliyordu. Gama ışını patlamaları, büyük meteor yağmurları gibi birçok astrofizik felakete dayanabilmiş Tartigradelerin insan türünün başlarına açabileceği felaketlere dayanabileceğini düşünmeden edemiyordu zorlu uzay görevinin etkisindeki Astronot Tartigrade. İnsanların 5-10 Gy’ye kadar dayanamadıkları radyasyonun 5000 Gy’nin üstündeki etkisine dayanabiliyor, -272 °C ve birkaç dakika da olsa (ki insanlar bunu da test etmişlerdi) 150 °C sıcaklığa dahi dayanabiliyorlardı. Kuru yerlerde genelde 10 yıl kadar durabiliyorlardı ancak kuru bir yosunun üzerinde donup duran bir arkadaşı 120 yıl sonra bulunup incelenince tekrar canlılığına devam ettiği görülmüş ki bu da hemen hemen Astronot Tartigrade kadar başarılı sayılabilirdi. Her şeye rağmen küçük Astronot Tartigrade aslında insanları seviyordu ve gelecekte deneyler için cansız materyaller kullanacakları teknolojiye erişeceklerini düşünüyordu tabi teknoloji onları yok etmese. Ah gene yok oluşlarını düşündü mahcup tavrıyla…